Cinnet (Shining) Filmi İncelemesi

Cinnet. Stanley Kubrick’in önemli eserlerinden biri. Birçoklarının favori filmi konumunda. Birçok kişinin de hayran kaldığı film. Her şeyi tastamam, dört başı mamur bir film. Gerçekten öyle mi?

Film, birçok kişi tarafından ustaca bir eser olarak adlandırılmakta. Evet bazı konularda öyle olsa da genel olarak bu film hakkında, uyarlandığı aynı isimli eserin yazarı olan Stephen King ile aynı taraftayım. Romandan oldukça uzakta olan filmin tartışmasız iyi yönleri bulunmakta ama gerçekten bir korku filmi mi bu film?

Bu sorular sebebi ile filmin önce iyi taraflarını söylemeliyim diye düşünüyorum.

Filmdeki taşıyıcı karakterler olarak Jack Nicholson’un oynadığı Jack Torrence’i, Jack’in karısı rolünde Shelley Duvall’ı ve küçük çocukları Danny rolünde Danny Lloyd’u izlemekteyiz. Oyunculukta Jack Nicholson’un efsanevi performansı unutulacak gibi değil. Mental sıkıntı sahibi birini çok iyi yediriyor. Abartılı davranışları karaktere iyi oturuyor. Küçük Danny’i canlandıran Danny Lloyd ise 7 yaşındaki bir çocuk için iyi oynuyor diyebilirim. Kubrick’in çocuğun korkusunu vermek için aldığı yakın planlar çoğunlukla korkutuculuktan uzak olsa da çocuk geçer not alıyor benim için. Ama aynı şeyi ne yazık ki Shelly Duvall için söyleyemeyeceğim. Abartılı ve gerçekçilikten uzak oyunculuğunu izlerken filmin atmosferinden çok defa çıktım. Ama neyse ki Jack Nicholson her defasında tekrar yakaladı beni.  

Oyunculuğun yanında filmin mekan tasarımları ve ses kullanımı muazzam. Küçük Danny ve bisikleti ile gerçekten Overlook Oteli’ni geziyormuş hissi oluşuyor üzerinizde. Mekanların renk kullanımları her kapının farklı bir dünyaya açıldığı hissini uyandırıyor. Özellikle Stanley Kubrick’in alamet-i farikası kamera açıları ve simetrik mekan kullanımı filmi özel kılan detaylar arasında parlıyor. Her bir sahnenin kadrajı özenle hazırlanmış olduğu fark ediliyor. Bunun yanında daha filmin giriş sekansındaki hava çekimleri gerçekten tecrit bir yere gittiğimizi çok iyi anlatıyor. Bunun gibi bir çok detay filmi bu yönlerden şaheser kılıyor.

Ama gelelim zurnanın zırt dediği yere. Filmin konusu ve işlenişi.

Film bir korku filmi olarak geçiyor ama filmin korkutan bir tarafını ya da seyirciyi gerecek bir kısmını göremedim. Film, cinnet geçiren bir adamın bir kadına ve çocuğa saldırmasından öteye geçemiyor ne yazık ki. Film içinde en gerildiğim kısım kadının banyo camını açamaması ki bu da germekten çok daralmama sebep oldu. Tabi bunun Wendy karakterinin olduğu sahnelerin Yüzüklerin Efendisi filmlerindeki Frodo’lu sahneler gibi hissettirmesi de yol açıyor.

Bunun dışında hikayedeki doğa üstü kısımları oluşturan otelin kendisi, kitaptakinin aksine filmde edilgen bir rolde. Bu da filmi kovalamaca hikayesinden ileri götüremiyor. Jack karakterini baştan beri sağlıksız kabul ettiğimizde ve otelin etkisini kattığımızda bu hızlı değişimi kabul edebiliyorum. Ama adam otelde biri var diye girdiği odada gördüğü ilk hatuna asılıyor ve bu hareketinin altı doldurulmuyor. Oto kontrol sıfır adamda.

Ayrıca filmde neden sonuç ilişkisi pek yok. Tamam zaten korku filmlerinde pek de aramamak lazım ama filmin sonunda 1921’den kalma bir fotoğraf gösterip ve o fotoğrafın içinde ana karakterimiz Jack’in en önde poz verdiğini gösteriyorsan bu konuda film içinde bir şeyler söylemen gerekir. Sadece balo sekansında tuvalette adam Jack’e “hep buradaydın” minvalinde bir iki kelam ediyor ama yeterli değil. Seyirci olarak filmin sonunda merakım kapanacağına daha da açıldı.

Uzun lafın kısası. Bütün bu eksikliklerine rağmen izlenesi bir film olduğunu söylemeliyim. Her ne kadar filmin konusu ve korkusu tatmin etmese de filmi bir sanat eserine bakmak gibi değerlendirebiliriz. Bu sebeple film tavsiye edilebilecek filmler kategorisinde benim için. O kadar laf ettin sonra da tavsiye mi ediyorsun demeyin. Her şey ya siyah ya da beyaz değildir, gerçek hayat grilerle doludur. Peki ya sizin için hangi kategoride bu film? İyi mi yoksa benle aynı düüşüncelere sahip misiniz? Yorumlarınızı aşağıda bekliyoruz.

Bunları da beğenebilirsin
2 Yorumlar
  1. Katılamadım diyor

    Sizin “kovalamaca filmi” tabiriyle analizini kaleme aldığınız filmin bu kadar beğenilmesinin bir sebebi var. Ve bu sebep ‘overrated’ olması değil ne yazık ki. Sizin, filmin gerilim mi yoksa korku mu; hayaletler mi yoksa şizofreni mi ayrımında kaybolup iki duyguyu da hissetme isteğinizden böyle düşündüğünüzü tahmin ediyorum. Filmi birazcık da alt metinleri, sembolik anlatımları ele alarak analiz etseydiniz hoş olurdu. Kızılderili soykırımından tutun da onlarca korku ve gerilim filmine yaptığı referanslar şöyle dursun, bizlere ilk izlediğimizde belki de anlamsız gelen “ehe beni korkutmadı ki” dediğimiz hayalet sahnelerini tartışmanız size daha çok yakışırdı gibi geliyor. Peki, halı üzerindeki şekiller neden öyle, bir tuvalet neden kırmızı olur? Bir hayalet neden aslan kostümü giysin? Kubrick tüm misyonunu bir kenara bırakıp neden bu kez sonuç ilişkisini hazır tabakta bizlere sunsun? Filmleri izlemeden önce köşedeki kutucuğa bakıp “Aaa! Bu film ‘gerilim-korkuymuş” diyerek kalıplaştırma kervanına katılırsak böyle düşünce sonuçları doğuyor elbet. Beklentileri karşılanmayan izleyicilere sesleniyorum, ana akım sineması çizgisini birazcık adımlayınca filmler, böyle oluyor. Düşünme kısmı bizlere kalıyor. Pasif agresif yorumuma vakit ayırdığınız için teşekkür ediyor ve emeğinize sağlık söylemleriyle bitiriyorum. İyi çalışmalar dilerim 🙂

  2. selim diyor

    Bu filmde anlatılmak istenilen ve bilinç altından verilen mesajlar o kadar derin ki korku filminden sadece cinlerin falan olmasını isteyecek , karanlıkta önüne birden hayalet falan çıkacak diye bekleyen kesimin anlayacağı bir film değil. stephen kingin beğenmemesinin sebebi de kendisinin bile haz edemeyeceği, kabul etmekte zorlanacağı şeyleri Kubrick’in kendi romanı üstünden anlatmasıdır. Nasa apollo 11 – kubrick olayı, kızılderili soykırımı gibi abdnin soru işaretli geçmişini yüzlerine yüzlerine vurmasıdır . Bunu çoğu filminde yaptı , en son filminde çok ağır bir şekilde yaptı ve soru işaretli kalp krizi geçirdi filmin bitirilmesinden 3 gün sonra. Bu adamın filmini korkmak için gülmek için vakit geçirmek için neden sonuç için izleyeceksen beğenmezsin normal olarak, Kubrick ayrı bir evrendir, anlaşılması zordur belki internet olmasa ben de anlayamaz , filmi beğenmeyebilirdim. Kubrick bir filmini genelde 3-4 senede çekmiş, ayrıntı delisi , çekim teknikleri falan ders olarak okutulması gereken biri, zaten sinemada birçok teknikte öncü bir isimdir. Bu film de gerçekten sanat eseridir . Ve daha filmlerinde açığa çıkmamış birçok mesajının olduğu düşünülmektedir. Düşünsenize adam bu mesajlarla falan bir filmini kaç kez izlettiriyor insana, gündemde tutuyor üzerinden 40 yıl geçse bile .

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.